Neden öldükten sonra kıymet kazanıyoruz, neden şarkılarımız biz göçtükten sonra ekranlarda çalınıp söyleniyor, neden şiirlerimiz biz gittikten sonra okunuyor hem de kendi sesimizle bant kayıtlarından?
Yoksa biz utanıyor muyduk bu insanlardan ya da korkuyor muyduk görüşlerinden, savunduklarından dolayı sevmek istemiyor muyduk o kimseyi?
Bir değil iki değil başka memleketlerde öyle midir bilemiyorum ama en azından bizim memlekette öldükten sonra değer kazanırsın. Evet çoğu üretken, galiba gerçek üretken demeliyiz çünkü safsatacılar ve uşaklar para kazanmanın yollarını çok iyi bilirler. Çoğu gerçek üretken; şair, yazar, şarkıcı, tiyatrocu, sinemacı; topluma kendilerini sunmuş kimseler yaşadıkları süre boyunca çok da iyi yaşam kalitesi elde edemiyor. İşin komik yanı şu ki; bu gerçek üretkenler bu dünyadan göçtüklerinde, eserleri satış patlaması yaşıyor.
Peki bu neden böyle?
Karadeniz’in asi çocuğu denince bu memlekette herkesin aklına gelecek bir isim Kâzım Koyuncu..
O kendi deyimiyle 'önce müzisyen, sonra Karadenizli ama her şeyden önce devrimci'ydi. Bilenleri, sevenleri çoktu evet, yani belli bir kesim cidden onu seviyor, şarkılarını dinliyor, konserlerini kaçırmıyordu. Ne yazık ki o değerli Karadeniz çocuğu bir yaz günü hayata gözlerini yumdu. O artık yoktu ama sevenleri onu unutmadılar, Kazım "şarkılarla geçti aramızdan". Kâzım'ın ardından gençlik yıllarında onu -ki Kazım hep gençti- sevmeyenler, onu okuduğu fakültede eğitimini sürdüremeyecek hale getirenler dahi bir anda Kazım'ı sahiplendiler. O, artık Karadeniz'in sembol ismiydi adeta; asi, müzisyen ve inandığı değerleri savunan..
Kâzım sadece bir örnek. Önemli tiyatrocular, devlet sanatçıları, eski Yeşilçam yıldızları borç batağının içinde hayata gözlerini yumuyorlar ve arkalarında sevenleri ve de sonradan "bu adam ne kadar değerli bir insanmış" diyerek bazı şeyleri kavrayanların vızıltıları kalıyor. Gerçek üretkenler, topluma kazandırdıkları neticesinde hak ettikler sevgiyi, saygıyı ve de rahatı hayattayken bir türlü elde edemiyorlar. Herkeste bir "kötü yanını bulayım da onu engelleyeyim", "benim gibi düşünmüyor o varsın geri dursun, gözükmesin ortalıkta fazla" gibi garip, bencilce bir düşünce var.
Ne zaman ki eğitim seviyemiz yükselir, ne zaman kendini yetiştirmiş insan sayımız bu ülkede belli bir orana gelir, ne zaman özenti olmadan hem geldiği yeri bilen hem de çağdaş -çağdaşlık asla her şeyiyle Batı demek değildir- dünyaya kapıları kapalı olmayan bir nesil yetişirse, işte o zaman bilin ki gerçek üretkenin ve insan olmanın kıymeti o derece bilinecektir. Değer bilmelerimiz, sadece cenaze törenlerinde o kişi için son görevimizi yapmaktan ibaret olmasın. Böylesi oldukça komik ve hiç de samimi değil.
04.03.2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder