24 Kasım 2010 Çarşamba

la storia di italia

İki alem var sende,
Biliyorum.
Karanlıkta yürüyorsun,
Gözlerin aydınlık.
Oysa gözlerin gibisi yoktu senin.
Florasan buğusu bakışların,
Floransa’da bir uyuma merakın..


Kanepelerle kaplı köşelerinde,
Sesini dinliyordun rüzgarın ve kuşların.


Ayaküstü çay saatlerinde,
Venedik’e karşı bir gondol seferi..


Nihayetinde kralın kürdanında
Bir Roma çöplüğünde perişan
Etten kemikten sıyrılmış;
Orman yeşili,
Kar beyazı,
Kan kırmızı bir çocukluk bırakmak..


Mutluluğu dip dalganda arayarak..

19 Kasım 2010 Cuma

Gelecekteki "şimdiki" İstanbul



GELECEKTEKİ İSTANBUL


İstanbul'u Galata köprüsünden seyrettiğim zaman, bu düşünce sık sık zihnime takılıyordu. Türkler Avrupa'dan uzaklaştırılmasa bile bu şehir bir veya iki asır içinde ne olacak? Ne yazık! Güzellik medeniyete kurban gitmiş olacak. Gelecekteki İstanbul’u, korkunç ve gamlı haşmetiyle dünyanın en güleryüzlü şehrinin harabeleri üzerinde yükselecek Şark’ın Londra’sını görür gibi oluyorum. Tepeler düzleştirilecek, korular yerle bir edilecek, rengârenk küçük evler yıkılacak; ufuk, koynundan binlerce kocaman fabrika bacasının ve ehram şeklindeki kule çatısının yükseldiği, saray, işyeri, imalâthane dizileriyle her taraftan kesilecek; uzun, dümdüz, birbirine benzer sokaklar İstanbul’u birbirine muvazi kocaman yollara ayıracak; telgraf telleri gürültülü şehrin damlarının üzerinde büyük bir örümcek ağı gibi iç içe geçecek; Galata köprüsünün üstünde siyah bir silindir şapka ve bere selinden başka bir şey görülmeyecek; esrarlı Sarayburnu bir hayvanat bahçesi, Yedikule bir hapishane, Hebdomon bir tabiat tarihi müzesi olarak görülecek; her şey sağlam, hendesî, faydalı, kurşunî, kasvet verici olacak ve artık ne yana yakıla edilen duaların, ne şarkıların yükseldiği, ne de sevdalı gözlerin dikildiği güzel Trakya semasını kocaman kara bir bulut durmadan kaplayacak. Bu manzara gözümün önüne gelince kalbim sıkışıyordu, fakat balayını geçirmek üzere buraya gelen bir yirmi birinci asır İtalyan gelininin bazen: “ Heyhat! İstanbul’un artık, büyükannemin dolabının dibinde tesadüfen bulduğum şu on dokuzuncu asırdan kalma kurt yemiş eski kitabın anlattığı gibi olmaması ne yazık! “ diye haykırmayacağını kim bilebilir! diye düşünerek kendi kendimi teselli ediyordum.


Edmondo De Amicis – İstanbul (1874) kitabından alıntıdır.


Çeviren: Prof. Dr. Beynun Akyavaş





http://www.flickr.com/photos/kerimk/3301677474/